Neden Fonksiyonel Tıp?

Türkiye’de 500 bin kanser hastası, 7,5 milyon diyabetli, 10 milyon prediyabetli, 4 milyon böbrek hastası, 400 bin Alzheimer hastası olduğunu biliyor muydunuz?  Yüzde 30 u aşan kısırlık oranı olduğunu, 10 çocuktan birinde psikolojik rahatsızlığın, 5 yetişkinden birinde psikolojik rahatsızlığın, 3 kişiden birinde sindirim sistemi problemi, alerji, kronik fibromyalji olduğunu biliyor muydunuz?  Multiple Skleroz, Otizm, Hashimato Tiroiditi, İrritabl Barsak Sendromu gibi otoimmun (yani bağışıklık sistemimizin düzgün çalışmadığı) hastalıklar, kanserler neden bu kadar arttı? Neden çözemiyoruz? Yoğun bakımda tedavi gören ve yaşam mücadelesi veren hastalarımızın yüzde 80’inde hipertansiyon ve diyabet olduğunu biliyor muydunuz? 13 yıllık yoğun bakım tecrübem, kanserden, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklardan ne kadar korkmamız gerektiğini gösterdi. 5 yıllık anneliğim de beni çocuğumu bunlardan nasıl korurum düzeyinde fonksiyonel tıp ile tanıştırdı. Gerçekten koruyabilir miyiz kendimizi ve çocuklarımızı? Kader mi tüm bu hastalıklar? Ne oldu da BİZ artık İYİ değiliz. İyi dediğimiz ne hatırlıyor muyuz?  Genetik mi yoksa kendimizi mi kandırıyoruz? Epigenetik neydi? Bedenimize bizden fazla değer verip, emek veren olabilir mi? İlaç içip kurtulsak olmaz mı? Peki ilaçlar masum mu? Ömrümüz uzadı da hayat kalitemiz ne alemde? Yaşıyor muyuz? Yoksa sürünüyor muyuz? İşte tüm bu soruların cevabını insan bedenine bir bütün olarak, hastalıklara da zincirleme bir reaksiyon olarak baktığımızda, kök nedenlere indiğimizde, kişiye ruh – beden – zihin bütünü olarak baktığımızda kendimizi ‘iyi’leştirmemiz mümkün. Peki kolay mı? Ne yazık ki hayır. Sabır ve emek gerektiriyor. Peki pahalı mı? Hayır. İlaçlara, doktorlara ameliyatlara ayırdığınızdan çok daha az masraflı. Hatta çoğunu kendi kendinize uygulayabilirsiniz.

Çok sevdiğim bir hikaye var. Hayatımızı bir cam kase olarak düşünelim. İçine sığdırmamız gereken büyük taşlar, çakıllar, kum ve su var. Büyük taşlar, bizim için hayatta en önemli olanlar. Çakıl taşları daha az önemli, kumlar daha az önemli… diye düşünelim. Hayatınızda sizin için en önemli taş ne diye sorsam, hayat kasenize, ilk neyi koyarsınız diye sorsam, sanıyorum cevabınız ilk sağlık olacaktır. Hayat kasenizi, ilk su veya kumla doldurmaya kalktığınızda büyük taşlara yer kalmayacaktır.  Peki bir gününüzü, haftanızı gözden geçirdiğinizde, en çok enerjiyi, zamanı, parayı ne için harcıyorsunuz? Dolabın karşısına geçip ne giysem diye düşündüğümüz (ki bu hayat kasemizde kum değerinde bir problem zannımca), o 10 dakikayı, ruh sağlığımız için meditasyon yapmaya ayıramıyoruz. Kendimden biliyorum. J

Şimdi esas soru? Ben buna değer miyim? Bir kere geldiğimiz bu hayat, içinde yaşadığımız bu beden, hayatımızı yönlendiren bu zihin biraz emeği ve saygıyı hakediyor. Kendimize değer vermekle başlıyor yani herşey. Ben sizlere değer veriyorum. İşte fonksiyonel tıp bakış açısı sizlere bütünsel olarak bakma kapısını araladı bizlere.

‘ Bir çivinin üzerinde oturuyorsanız, çare acıyı azaltmak değildir. Çözüm çiviyi bulup onu ortadan kaldırmaktır. ‘ O çiviye alışmış olabilirsiniz, ben size gelin çiviyi çıkartalım diyorum. Burada bu çivileri konuşacağız. İyi olun. SEVGİLER.